Hakkımda

Adım Onur Şahin.17 yaşında genç bir Türk vatandaşıyım.Manisa Anadolu Öğretmen Lisesi'nde okuyorum ve son sınıfa geçmiş bulunmaktayım.Öğrenciliğimin yanında henüz kitabı basılmamış bir yazarım.Arkadaşlarım beni farklılıklar diyarının kralı olarak tanımlar.Gayet de doğru bir tanımlama olduğunu kabul edebilirim.

Bu siteyi akvaryum severlere yardımcı olacak şekilde dizayn etmeye çalışacağım.İyi balıklar.Saygılar...
 
3.KİTABIM
 

Davetiye

Elinde, bir köşesi, altındaki kâğıtla birleştirilmek için kıvrılmış olan sarı saman kâğıdı ve ucu bozuk, mürekkep damlatan bir kalem olan esmer, uzun boylu bir çocuk yüzüne vuran ve onun rengini bir nebze de olsa açan lambanın zayıf ışığının altında bugün öğrendiklerini bir bir yazıya döküyordu.

Işık kaynağı her ne kadar yetersiz olsa da en azından odada uyumakta olan diğer dört simayı belli ediyordu. Kapıya en yakın yataktaki kumral ama ışıktan dolayı sarışın görünen, ayakları yatağının dışına fırlamış olan çocuk ani bir hareketle soluk soluğa yataktan fırladı.

Rejerya sessizliğin, hâkimiyeti elinde bulundurduğu odada, arkasından gelen ufak çaplı gürültüyü sezdiğinde elindeki diviti, masanın üzerine birkaç damla mürekkep damlamasına aldırmadan mürekkep şişesinin içine koyup, suratını sesin geldiği noktaya çevirdi ve ışığın Pannor’ a ulaşmasını engellediğini anlayınca mumu eline alıp ona doğru tuttu.

Rejerya içindeki masum duyguyu dışarı çıkarıp gülümseyerek “Sana akşamleyin yemeği çok kaçırmaman gerektiğini söylemiştim.”dedi. Elindeki mum ışığının oluştuğu en son noktadaki sehpanın üzerinde, neredeyse en küçük kırıntılara varana kadar hepsi temizlenmiş üç tabak göze çarpıyordu.

“Haklısın galiba.”dedi Pannor sol cebinden çıkardığı beyaz mendille alnında oluşmuş küçük ter damlacıklarını silerken.

“Rüyanda ne gördüğünü benimle de paylaşmak ister misin?”dedi Rejerya altındaki sandalyeyi biraz sola çekip, mumu da masanın sağ köşesine koyarak. Kollarını birbirine kavuşturmuş, Pannor’ ın anlatacaklarını dinlemeye hazırdı.

“Kötüydü. Çok kötü. Hatta fazlasıyla korkunç bile diyebiliriz.” Gördükleri birden gözünün önüne gelince, vücudunda ve özellikle alnında ter damlacıkları oluşmaya başladı. Az önce kullandığı mendili yeniden cebinden çıkardı ve tamamıyla açık olan mendili eliyle hafifçe bastırarak alnında gezdirdi.

“Bilmediğim bir şehrin karanlık, dar sokaklarında dolaşıyordum. Neden oraya gittiği- mi tam olarak bilmiyorum. Tek bildiğim, birisinin beni çağırdığıydı. Durmadan sesin geldiği yön değişiyor ve ben rahatlıkla hareket ettirilebilen bir kukla gibi sesin geldiği yöne doğru gidiyordum.” Mendili tekrar alnında gezdirdi.

Rejerya hikâyenin sonunu merak ettiği için, sağ dirseğini ışığı engellemeyecek şekilde masaya dayamış, sonuna kadar açık gözlerini taşıyan kafasını da sağ elinin üstüne koymuştu.

Pannor yavaş yavaş ıslanan mendili bir kâğıt gibi buruşturarak cebine tıktıktan sonra heyecan dolu sesiyle gördüklerini anlatmaya devam etti.

“Rüyanın sonlarına doğru sesin sahibine bayağı yaklaştığımı hissedebiliyordum. Ses son bir kez daha kulaklarımda yankılandı. Yönümü değiştirerek sağdaki, neredeyse tamamen karanlık olan, belki de o şehrin en dar sokağına adım attım. Sokak çıkmaz bir sokağa benziyordu. Işığın yeterli olmamasına rağmen bunu rahatlıkla anlayabiliyordum. Sokağın sonuna doğru yaklaştığımda adımlarım kendi kontrolümde olmadan hızlandı. En fazla beş metre ilerimde, bana arkasını dönük olan kel bir adam sanki birini bekliyormuş gibi ellerini ceplerinin içinde saklamıştı. Kel adam, o bol ve siyaha çalan parlak mavi elbisesinin içinde iken kalbimin derinliklerine doğru büyük bir tohum düştü ve büyük bir acı vererek filizlenmeye başladı. Kel adama neredeyse dokunabilecek kadar yaklaşmışken korku, tüm vücudumu tamamıyla etkisi altına almıştı.”

“Ee sonra.”dedi Rejerya. Başını Pannor’a doğru uzattı. Pannor’ın hikâyesinin sonunu getirmesini bekleyemeyecek kadar heyecanlanmıştı.

“Kel adamın dibine gelince aniden hızım kesildi ve durdum. Vücudum kaskatı kesilmişti ve hiçbir yere kıpırdayamıyordum. Adamın elinde tuttuğu aynayı fark edecek kadar yakındaydım.”

“Yüzünü görebildin mi?”

“Hayır, aynayı dik tuttuğu için yüzü aynadan yansımıyordu ama.”Pannor yutkunarak duraksadı.

“Aması ne.”dedi Rejerya ufak bir telaşa kapılarak.

“Ayna tamamıyla yere paralel hale geldiğinde adamın suratı sanki her taraf güçlü bir ı-şık kaynağıyla aydınlatılıyormuş gibi ayrıntılarına kadar seçilebiliyordu.”

“Ee.”dedi Rejerya. İyiden iyiye heyecanlanmıştı ama sesi sanki Pannor’a bağırırmışçasına yüksek çıkıyordu.

“Aynada görünen yüz bana aitti. İlk başta suratımda hiçbir değişiklik yoktu.”

Uzun zamandır alnını silmediği için ter damlacıkları birleşerek Pannor’ın suratından aşağıya süzülüyordu. Tekrar mendiliyle alnını kuruladı ve mendili bir daha kullanmayacağına karar vererek ayak başparmaklarının ucuna kadar ittiği yorganın üstüne bıraktı.

“Sonra.”Duraksadı. Dilini midesinden gelen acı sıvının iğrenç tadı örtmüştü. ”Bana ait olan o surat, saniyeler içerisinde tamamen çöktü. Yıllarca toprak altında kalmış bir kafatası şeklini alıncaya kadar kurudu ve üstündeki et kalıntılarının da tamamı çekildi.”

Rejerya suratını buruşturarak ”Hayal etmesi bile çok kötü.”dedi. Dirseğini masadan çekti ve kendine gelebilmek için gözlerini art arda birkaç kez kırpıp sandalyenin üstünde doğruldu.

“Dahası da var. Kendilerine zaman kaçakçıları diyorlar.”Pannor olayın kendisiyle ilgili olan bölümünü anlatmaktan kurtulduğu için biraz olsun rahatlamıştı ve rüyasının geri kalan kısmını daha akıcı anlatmaya başlamıştı.

“Onu nasıl anladın?”diye sordu Rejerya merakla. Pannor anlatırken kaçırdığı bir yer olup olmadığını düşünmeye başladı.

“Kendime ait o görüntüyü izledikten sonra.” O korkunç sahne gözünün önüne bir daha gelince sesinde yeni bir titreme baş gösterdi. “Hızla geriye doğru bilinmeyen bir güç tarafından çekildim ve yüzlerce insanın zaman kaçakçıları diye bağırdığını hatta çığlık attığını duydum.” Kendine gelebilmek için yemek tabaklarının üstünde bulunduğu sehpanın en kenarındaki içi su dolu bardağa uzandı.

Rejerya, Pannor’ın bardaktaki suyu içmek için uzandığını görünce ”Dur içme onu”dedi.

“Niye?”diye sordu Pannor bardağı kendisinden biraz uzakta tutup havada bekleterek.

“Çekmeceden kalemi alırken birkaç damla mürekkep damlatmış olabilirim.”

“Emin misin?” Pannor bardağı mum ışığına tutarak gözlerini iyice bardağa yaklaştırdı. “Evet, sakarlığını belgeleyecek delillere ulaşmış bulunmaktayım. Sen buna mürekkep şişesini boşaltmış olmayasın.”dedi bardağın içinde serbestçe gezinen yoğun mavi rengi kastederek.

“En iyisi mutfaktan yeni bir bardak ve testi alayım.”dedi Rejerya sandalyeden, odada uyumakta olan iki kişiyi uyandırmayacak şekilde yavaşça ve itinayla kalkarak.

“Benim de gelmemi ister misin?”dedi Pannor, Rejerya kapıyı açmış, odadan çıkmak üzereyken.

“Şey, aslında iyi olur.”dedi Rejerya çekingen bir tavırla.

Pannor yorganı biraz da sağa ittirdi ve yatağın altındaki tüylü terlikleri eliyle uzanıp çıkartarak hiç beklemeden ayağına giydi. Odadan Rejerya’dan sonra çıktığı için kapıyı da o kapattı.

Koridorun boyutları gayet birbirleriyle orantılı ve ufaktı. Bu nedenle, duvardaki sağlam çiviye asılı gaz lambası odayı aydınlatmaya fazlasıyla bile yetiyordu.

Mutfağın lambası geçen gün kırıldığı için Rejerya, koridordan geçerken çivide asılı lambayı sapından tutarak yerinden çıkardı. Pannor da usulca onu takip ediyordu. Mutfak kapısının önüne geldikleri tavandan damlayan yağmur sularını toplamak için kullandıkları yarısı dolu olan kovayı kenara çektiler. Ama tavandan sızan su hala damlamaya devam ediyordu.

Rejerya vücudunda mevcudiyetini koruyan korkuyu yenmek için kapıyı açtı ve göz ucuyla içe-riye baktı. Mutfak birden karardı. İlk önce elinde tuttuğu gaz lambasının önünde bir engel olduğunu zannetti ama lambayı gözünün önüne getirdiğinde sönmüş olduğunu anladı.

“Gazı bitti herhalde.”dedi Rejerya kendi kendine.

“Hayır.”dedi Pannor.”Tavandan damlayan su söndürdü.”

“Yanında kibrit var mı?”

“Hayır, odada kaldı.”

“Kahretsin.” Yatak odasının kapısından gelen kulak tırmalayıcı bir gıcırdama, Rejerya ve Pannor’ın panik olmasına yol açtı. Ayak sesleri yaklaştıkça Rejerya ve Pannor’ın içi daha da korkuyla doldu. İkisinin de aklına zaman kaçakçıları gelmişti ve fevkalade bir biçimde şimdi yaşadıkları olayla bağlantı kurmayı başarmışlardı.

Ayak seslerinin sahibi olan kişi koridorun girişinde durdu ve ufak bir sürtünme sesi işitildi. Aniden yanan kibrit Meronax’ın suratını olduğu gibi tüm hatlarıyla açığa vurdu.

“Sen miydin?”dedi Rejerya vücudundaki tüm korku uçup giderken.

 

 

Arkadaşlar 15 yaşımdayken belki de haddim olmayarak yazarlığa soyundum.Bu süre zarfında da derslerimin yanında 3 kitap yazmayı başardım.Gerçi 3.üstünde daha çalışıyorum.Bu da 3.kitabımın ilk sayfaları.Bunu bazı arkadaşlarım okumuş olsa da ben tüm akvaryum com ailesiyle paylaşmak ve sizlerin fikirlerinizi almak istedim.Beni her yönden ağır bir eleştiriye tutarsanız çok memnun olurum.Bu yazmış olduğum eser fantastik bir türdür.Buna göre de yorum yaparsanız sevinirim.Gördüğünüz tüm eksikleri bilmek isterim.(Noktalamalar hariç,çünkü onlar daha sonra düzeltilecektir.)